Dang humması yayılıyor: Komşuda görüldü, Türkiye de risk altında!
Önce kötü haber: Dang humması, chikungunya gibi hastalıklara yol açan virüsleri taşıyabilen Asya kaplan sivrisineği Türkiye’de yayılımını sürdürüyor. Şimdi de iyi haber: Türkiye’nin farklı yerlerinden alınan sivrisinek örneklerinde bu virüslere henüz rastlanmadı.
Aedes cinsi sivrisinekler gündüz de ısırıyor. Sivrisinekler genellikle akşam-gece saatlerinde ortaya çıkar diye biliriz. Ancak son haftalarda adını giderek daha sık duyduğumuz Asya kaplan sivrisineği (Aedes albopictus) bu kurala uymuyor, gündüz de ısırıyor. Kaşıntı, kızarıklık, şişlik ve yaraya varan şikayetleriyle ısırdığı kişileri günlerce rahatsız edebiliyor.
Asya kaplan sivrisineği, Aedes cinsine ait istilacı türlerden biri. Türkiye’de aynı cinsten bir başka istilacı tür daha var: Sarı humma sivrisineği (Aedes aegypti). Ancak bu tür Asya kaplan sivrisineği kadar yaygın değil.
Peki bu iki türü yalnızca kaşıntı, şişlik gibi şikayetlerle anmak yeterli mi? Hayır. Çünkü onları asıl önemli kılan özellik sarı humma, dang humması, chikungunya, Zika gibi hastalıklara yol açan virüsleri taşıyabilmeleri.
Aslında bu virüsler sivrisineklerde kendiliğinden bulunmuyor. Sivrisinekler hasta bir insanı ısırdıklarında virüsü vücutlarına alıyor. Bir kez enfekte olduklarında da yaşamlarının sonuna kadar ısırdıkları kişilere virüs bulaştırabiliyorlar. Türkiye’nin farklı bölgelerinden alınan Aedes örneklerinde şimdiye kadar bu virüslere rastlanmadı. Fakat uzmanlara göre risk her zaman mevcut, tehlikenin ne zaman ortaya çıkacağını kestirmek mümkün değil.
Peki Aedes sivrisinekleri Türkiye’de nerelerde görüldü? Neden hızlı yayılıyor? Yok etmek mümkün mü? Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Bülent Alten’e sorduk. Kendisi aynı zamanda Türkiye’de Asya kaplan sivrisineğini ilk bulan ekip içinde yer alıyor. Anlattıkları oldukça çarpıcı…

Prof. Dr. Salih Bülent Alten
Türkiye’de Asya kaplan sivrisineği ilk kez ne zaman görüldü?
Asya kaplan sivrisineğini (Aedes albopictus) 2011’de ülkemizde ilk kez biz bulduk, 2013’te de yayınladık. Bu sivrisinek türünü İpsala Hudut Kapısı’nda tespit etmiştik. Daha sonra Asya kaplan sivrisineği ayrıca Gürcistan üzerinden Karadeniz Bölgesi’ne girdi. Bir başka Aedes türü olan sarı humma sivrisineği (Aedes aegypti) de yine Gürcistan üzerinden Türkiye’ye girdi. İki tür de tüm dünyaya önemli hastalıklar taşıyor, ikisinin de popülasyonu hızla artıyor ve geniş bir coğrafyaya yayılıyor.
Türkiye’de bu sineklerin artışıyla ilgili bir çalışma var mı? Şimdiye kadar hangi bölgelerde görüldü?
Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde bir akademisyen arkadaşımız, bu sinekleri sürekli izliyor ve popülasyonlarının arttığını gözlemliyor. Popülasyon artışı elbette önemli fakat bu sineklerin yayılma hızları da çok çarpıcı. Bir modelleme çalışmasına göre Asya kaplan sivrisineğinin Avrupa’daki yayılma hızı yılda yaklaşık 100 kilometre olarak hesaplanıyor, çalışmanın incelediği son 5 yıllık dönemde ise bu hızın yaklaşık 150 kilometreye kadar çıktığı belirtiliyor.
Türkiye’deki duruma gelince… Marmara Bölgesi’ni sardılar, Karadeniz Bölgesi’ni sarmak üzereler… İzmir’de, Antalya’da, Aydın’da da görüldüler. Hatta Eskişehir’e kadar dayanmış durumdalar.
Aedes aegypti ve Aedes albopictus… İstanbul’da bu istilacı Aedes türlerinin ikisi de var mı?
Hayır, İstanbul’da henüz Aedes aegypti bulunmadı, Aedes albopictus var. Karadeniz’de bu iki tür rekabet içinde ama Aedes albopictus baskın. Aedes aegypti 2022’den beri Kıbrıs’ta yerleşik durumda.
Bu sineklerin popülasyonunda ve yayılımındaki artışın sebepleri nelerdir?
Bunlar istilacı sinekler, çok yüksek adaptasyon kabiliyetleri var. Yalnızca bizim ülkemizin sorunu değil, Türkiye’den daha fazlasını Akdeniz Avrupası’nın tümü çekiyor, özellikle de İtalya… Aedes albopictus Güneydoğu Asya kökenli bir sivrisinek, değişik ulaşım araçlarıyla mesela uçakla, gemilerle, özellikle lucky bamboo (şans bambusu bitkisi) ya da ikinci el lastik taşıyan ticaret gemileriyle bütün dünyaya yayıldı. Aedes aegypti ise Afrika kökenli bir sivrisinek.
Biz Asya kaplan sivrisineğini ülkemizde ilk kez tespit ettiğimizde gerekli mercileri uyarmıştık. Bununla ilgili bir yönetim planı yayınlamıştık. Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) bir projesinde çok uzun süredir yönetici olarak görevliyim. Projenin kısımlarından biri de bu istilacı sineklerdi. Çok uzun süre uyarıları yaptık, raporlar yayınladık ama gerekli önlemlerin tam alındığını söyleyemem.
Alınmayan önlemler nelerdi?
Bu sineklerle mücadele çok zor, mutlaka bir yönetim planı gerekli. Gümrüklerden başlayıp gemilerin kontrolüne, ilaçlanmasına kadar bir dizi çalışma yapılmalıydı. Maalesef tedbirlerin hiçbiri yerine getirilmedi.
Aedes türlerinin diğer sivrisineklerden farkı nedir, daha mı tehlikeli?
“Diğer sivrisineklerden daha tehlikeli” gibi bir karşılaştırma yapmak doğru olmaz ama şöyle bir şey söylenebilir: Bunlar istilacı türler olduğu için adaptasyon kabiliyetleri çok yüksek. Mesela birçok sivrisinek üremek için belirli büyüklükte su birikintisi ister. Ama bu sinekler küçük bir kap suda bile üreyebiliyor. Bu çok güçlü bir adaptasyon.
Ayrıca birçok türe nazaran şehirlerde bulunuyorlar. İnsan eliyle yapılmış odaklar, örneğin balkonlarımızdaki saksıların altındaki su birikintileri, bahçelerdeki kuyular, hatta mezar taşlarına kuşların su içmesi için konulan su yalakları bu sinekler için çok uygun bir habitat. Bu alanlar genellikle ilaçlanmadığı için sinekler rahat bir şekilde yaşamını sürdürüp üreyebiliyor. Yaban hayatı alanlarında da özellikle ağaç kovuklarının içinde, gölgelik yerlerde, yağmur su birikintilerinde bulunuyorlar.
Peki Aedes türlerinin alerjik reaksiyon riski daha mı yüksek?
Öncelikle şunu söyleyeyim. Aedes türleri de diğer sivrisinekler de kan emerken tükürük salgısını cildimizin içine bırakır. Sivrisinek ısırıklarında görülen alerjik tepkinin temel nedeni de tükürükteki proteinlerdir. Bu proteinler kanın pıhtılaşmasını önlemeye yardımcı olur, sivrisinek böylece daha kolay beslenir. Fakat bağışıklık sistemimiz bu proteinleri yabancı madde gibi algılar ve kaşıntı, kızarıklık, şişlik gibi reaksiyonlar ortaya çıkar.
Aedes türlerinde fark daha çok temas sıklığında. Çünkü gündüz de sokuyorlar. Ayrıca insanların yerleşim merkezlerini seviyor, insana daha yakın yaşıyorlar. Bunlar da ısırılma sıklığını artırıyor. Sık ısırılmak demek vücudun sivrisinek tükürüğündeki proteinlere daha fazla maruz kalmak demek. Bu tür sebeplerle Aedes ısırıkları daha fazla şikayete yol açabiliyor.

Asya kaplan sivrisineğinin Güneydoğu Asya’dan dünyaya yayılmasında şans bambusu bitkisi önemli rol oynadı.
Bu sinekler hangi virüsleri bulaştırabilir?
Ağır, hatta ölümcül sonuçlara yol açabilen virüsleri taşıyabiliyorlar. Aedes albopictus, chikungunya ve dang virüslerini; Aedes aegypti ise dang, sarı humma, chikungunya ve Zika virüslerini bulaştırıyor. Biz Türkiye’nin her tarafından örnekler alıp inceliyoruz. Bu örneklerde henüz bu virüslere rastlamadık.
Ama rastlanmayacağı anlamına da gelmiyor sanırım?
Evet, her zaman bu risk var, ne zaman olacağını da bilemeyiz. İklim değişikliği; dang humması, chikungunya, Zika gibi sivrisineklerle bulaşan hastalıkların daha fazla görülmesine ve yeni bölgelerde ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Çünkü artan sıcaklık, nem ve aşırı yağışların ardından oluşan durgun su birikintileri istilacı sivrisineklerin üremeleri için daha uygun koşullar yaratıyor. Türkiye de bu tablodan bağımsız değil.
Ayrıca günümüzde seyahat etmek çok kolaylaştı, seyahat eden kişilerle dang humması, chikungunya, zika gibi hastalıkların ülkemize taşınması mümkün. Artık Türkiye’de bu hastalıkları bulaştırmaya aracılık eden Aedes sivrisinek türleri var. Dolayısıyla bu hastalıkların ülkemizde de görülmesi için gereken parametreler kolaylıkla yan yana gelebilir.
Bu sivrisinekleri yok etmek mümkün mü?
Bazı akademisyenler televizyonlara, gazetelere “Yok edilebilir” diye yanlış demeçler veriyor. Fakat şurası net: Yerleşmiş bir sivrisinek popülasyonunu günümüz teknolojisiyle tamamen yok edemezsiniz. Çünkü sivrisineklerin üreme kabiliyetleri çok yüksek. Üreme alanlarının azaltılması, ilaçlama gibi yöntemlerle sadece baskılayabilir, kontrol altında tutabilirsiniz.
Tabii ilaçlamanın da nasıl yapılacağı önemli. İlaçlamayı bilimsel temellere oturtmak gerekir. Önce bir yönetim planınız, sonra “Bunlar nerede ürüyor?” diye haritalandırmanız olacak. Haritalandırma aşamasından çıkan verilere göre uygun ilaçlama yöntemlerinden birini seçeceksiniz. Sizin ormanlık bir alana uçakla ilaçlama yapmanızın hiçbir anlamı yok çünkü bitkiler ilacı tutar. İlacın seçimi de çok önemli, Türkiye’de ne yazık ki buna dikkat edilmiyor. İnsanlardaki antibiyotik direncinde olduğu gibi bu sineklerde de bazı ilaçlara direnç gelişebiliyor. Boğaz enfeksiyonunda X antibiyotiğine direnci olan bakterilere X antibiyotiğini vermeye devam ettiğinizde o bakteri yok olmaz. Sinekle mücadelede kullanılan ilaçlar için de aynı durum geçerli. Yanlış ilaç kullanımı sineklerin daha hızlı direnç kazanmasına, popülasyonlarının artmasına yol açar. Dolayısıyla sineklerin direnç testlerinin mutlaka yapılması ve buna uygun ilaç seçilmesi lazım.
Bu sivrisineklerle mücadele konusunda vatandaşların yapabileceği şeyler var mı?
Olmaz mı? Bu tür sineklerle mücadelenin yüzde 60-70’i vatandaşlarla yapılır. Daha önce söylediğim gibi bu sinekler şehir sineği. İnsan eliyle oluşan küçük odaklarda daha çok bulunuyorlar. İlk kural, o odakları suyla bırakmayacağız. Örneğin saksıların altında su birikintisi kalmasına izin vermeyeceğiz, bahçemizde su birikintisi varsa temizleyeceğiz, kırsal alanlardaki yalaklarda suyun bir haftadan fazla kalmasına müsaade etmeyip suyu tazeleyeceğiz… Diğer taraftan elbette yerel yönetimlere de büyük görevler düşüyor, sivrisineklerle ilgili mutlaka bilimsel temellere dayanan bir yönetim planı hazırlamalılar.
YARIN: İstanbul’daki durumu İBB Sağlık Daire Başkanı Dr. Önder Yüksel Eryiğit anlatıyor: Asya kaplan sivrisineği hangi ilçelerde daha yaygın? Ne tür önlemler alınıyor?